Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Kadınlar Otobüsü

    Yayınevi : Dorlion Yayınları
    Yazar : Şenay Eser
    ISBN :9786052494424
    Sayfa Sayısı :304
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21
    Basım Yılı :2019
    420,00 ₺
    294,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Gülsün yorganını öyle çekiştirmişti ki, Kadir kımıldayıp homurdanınca kendine geldi. Sıkıca tutunduğu şey tahta değil yorgandı ama elleri acımış, bütün vücudu soğuk suda beklemiş gibi üşümüştü. Yarı uykulu yarı uyanık, hayal ile rüya arasında bir yerlerdeydi.

    Fulya’nın popüler bilim dergilerinde okuduğu bir araştırmayı hatırladı. Suyun içinde deri hücreleri yaklaşık yirmi dakikada açılıyor ve parmaklar buruşuyordu. Buruşmuş parmakların maddeyi tutması da kolaylaşıyordu. Su; parmaklarını yirmi dakikada, sudan sebeplerle yaşadığı şiddet de beynini yirmi yılda uyuşturmuştu işte.

    Kuruyan boğazından nefes geçmiyor, ciğerlerine su kaçmış gibi öksürmek istiyordu. Kalktı, koca bir bardak suyu göğsüne döke döke içti. Salona geçti. Kafası yemek kitabının arasında sakladığı şu kanun metnine takılmıştı. Açıp baktı uykulu gözlerle; bir şey aradı. Tahtaya tutunma fikri nereden gelmişti aklına, hatırlamaya çalıştı. Yirmibeşinci madde, meşru savunma diye bir şeyler söylüyordu sanki kendisine.

    Rüyası yarım kalmıştı, kâbus demek daha doğru idi. Mahkemeyi zihninde yaratıp filmi tamamladı.

    “Hâkim Bey,” dedi. “Ben zaten yirmi yıl işkence çektim diye karşınızdayım. Siz bana, ilave bir yirmi yıllık ceza veriyorsunuz. Çektiğime saymanız gerekmez mi? İnsan, suçunun cezasını biri peşin biri vadeli olarak iki kez çeker mi? Bu Allah’tan reva mı, adalet bu mu?”

    Kendi yorumunuzu yazın
    • Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
    • Kötü
    • Mükemmel

    Gülsün yorganını öyle çekiştirmişti ki, Kadir kımıldayıp homurdanınca kendine geldi. Sıkıca tutunduğu şey tahta değil yorgandı ama elleri acımış, bütün vücudu soğuk suda beklemiş gibi üşümüştü. Yarı uykulu yarı uyanık, hayal ile rüya arasında bir yerlerdeydi.

    Fulya’nın popüler bilim dergilerinde okuduğu bir araştırmayı hatırladı. Suyun içinde deri hücreleri yaklaşık yirmi dakikada açılıyor ve parmaklar buruşuyordu. Buruşmuş parmakların maddeyi tutması da kolaylaşıyordu. Su; parmaklarını yirmi dakikada, sudan sebeplerle yaşadığı şiddet de beynini yirmi yılda uyuşturmuştu işte.

    Kuruyan boğazından nefes geçmiyor, ciğerlerine su kaçmış gibi öksürmek istiyordu. Kalktı, koca bir bardak suyu göğsüne döke döke içti. Salona geçti. Kafası yemek kitabının arasında sakladığı şu kanun metnine takılmıştı. Açıp baktı uykulu gözlerle; bir şey aradı. Tahtaya tutunma fikri nereden gelmişti aklına, hatırlamaya çalıştı. Yirmibeşinci madde, meşru savunma diye bir şeyler söylüyordu sanki kendisine.

    Rüyası yarım kalmıştı, kâbus demek daha doğru idi. Mahkemeyi zihninde yaratıp filmi tamamladı.

    “Hâkim Bey,” dedi. “Ben zaten yirmi yıl işkence çektim diye karşınızdayım. Siz bana, ilave bir yirmi yıllık ceza veriyorsunuz. Çektiğime saymanız gerekmez mi? İnsan, suçunun cezasını biri peşin biri vadeli olarak iki kez çeker mi? Bu Allah’tan reva mı, adalet bu mu?”

    >